13 Ağustos 2024 Salı

AKKÖY'ÜN TARİHİ

                                                         Fotoğraf: Erenler altındaki tarlalar


Akköy’ün eski sakinleri köyün kuruluşuna ve tarihine ilişkin şunları anlatmışlardır: Ertuğrul Gazi, Anadolu Selçuklu Devleti’nin batı uçlarını Tatar saldırılarından koruması için Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından Söğüt ve Domaniç bölgesine görevlendirilince Kayı Boyu’ndan 340 Türkmen aile ile birlikte Söğüt’ün yakınlarında bir yere gelip otağını kurmuş. Ertuğrul Gazi'nin yanındaki ailelerden üç oba şimdiki Akköy’ün biraz alt tarafında, çukurda kalan bir yeri yurt edinmişler. Bu obaların beyinin ismi Cemal’miş. Cemal Bey’e istinaden bu üç obanın yerleştiği yere Cemal Köy denmiş. Bazı Akköylüler Cemal Köy yerine “Cema Köy” de derler.
Cemal Köy’ün alperenleri atlarına talim yaptırmak, hayvanlarını otlatmak amacıyla geniş çayırların olduğu şimdiki Akköy’ün bulunduğu alanlara gelirlermiş. Cemal Köy’de pek su kaynağı yokken atlarını otlattıkları yerlerde kayaların arasından, tarlaların içinden birçok gözler kaynıyor, pınarlar, dereler akıyormuş. Cemal Köy’ün hane sayısı artmış. Kıl çadırların yerini kerpiç, ahşap evler almış. Köyün yaşlılarının anlattığına göre Cemal Köy’ün evlerinin temel taşları 1960’lı yıllara kadar durmuş. Daha sonra bu araziyi satın alanlar bahçe yapmak için temel taşlarını sökmüşler, yerlerini sürüp temizlemişler.
Cemal Köy’ün biraz aşağısında “Erenler” denilen bölgede Cemal Köy’ün mezarlığı varmış. Cemal Köy’ün mezarlığı meşe, ceviz ağaçlarıyla çevrili, çimenlik bir yermiş. Burada taş dizilerek oluşturulmuş 2,5-3 metre uzunluğunda büyük mezarlar varmış. Normal mezarlara kıyasla Cemal Köy’ün mezarlarının boyu çok uzunmuş. Köyün ortak arazisi olan Erenler bölgesinde hayvan otlatmak yasakmış. Ama yılda bir kez köye izin verilir; Akköylüler hayvanlarını otlatmaya, Erenler mezarlığına girermiş. 1960’ların başına kadar Erenler denilen yerdeki kabirlerin çevresine dizilen taşlar yerinde duruyormuş. Daha sonra bu araziler tarla olarak satılınca tarlaları alanlar bu taşları kaldırmışlar.
Cemal Köy’den bazı aileler - bunların 6 ağa olduğu söylenir- her yıl 7 ay atlarını koşturdukları çayırlarda sürekli kalmaya karar vermişler ve şimdiki Akköy’ün bulunduğu yere gelip burada yaşamaya başlamışlar. Akköy bu şekilde oluşmuş ve Osmanlı Devleti kurulduktan sonra 1432 yılında yapılan ilk arazi sayımında Ak Köy’ü (Karye-i Ak) ismi ile Göl Bazarı Kazasına bağlı kadim bir köy olarak kayıtlara geçmiş. Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında Orhan Gazi tarafından akıncı beyi Mihal Gazi'ye hizmetlerinin karşılığında mülk olarak verilen yerler arasında Akköy de vardır. Bu araziler Gazi Mihâl Bey evlâdından Mahmud Bey oğlu Bâli Bey’e kalarak onun mülkü olmuştur. Daha sonra MihaloğIu Ali Bey Bâli Bey'in varislerinden bu mülkleri satın almıştır. Daha sonra bu mülkler Ali Bey'in oğlu Mehmed Bey'e intikal etmiştir. 1573 yılında Mehmed Bey'in varislerinden eski vezir ve o yıllarda südde-i saadette ( İstanbul) nişancı olan Mehmed Paşa bu mülkleri satın almıştır. Nişancı Mehmed Paşa'nın satın aldığı On yedi köyün adları alfabe sırasıyla şöyledir:
Akköy,
Araplar,
Çay (veya Alanca),
Çayır (veya Bozıca),
Dutman (veya Tutman (Tozman)),
Eğrat (veya Eğriat),
Gelence (veya Çingirler),
Gömele (veya Gümele),
Harmankaya,
İğdir,
İnce,
Karaağaç (veya Akova),
Karaoğlan,
Koyunlu,
Kozca,
Seyidbükü (mezrea imiş)
Sorkun (veya Çöte).

 Akköy tarihi ile ilgili bazı bilgiler

Devlet-i Aliyye’nin arşivlerinde Akköy ile ilgili en eski kayıt “Hüdavendigar Livası, Tahrir Defteri I, Sayfa 315’ de yer almaktadır. Bu kayıtta şöyle yazmaktadır: “Göl kazasına bağlı Akköy’de bulunan kadimden Mihal Bey mülkü olan yerdir. Elinde hükmü hümayunu vardır. Haliya (şimdi) (Nişancı) Mehmet Bey’in mülküdür (Halep Beylerbeyi ve eski vezirlerden Nişancı Mehmet Paşa (ö.1594) Akköy'ün de aralarında bulunduğu Mihaloğullarına ait mülklerin çoğunu 1573 yılında satın almıştır.Akköy Merkez Camii'nin tamirat kitabesinde Merkez Camii'nin Nişancı Mehmet Paşa tarafından yaptırıldığı ve caminin Akköy civarındaki yerleşim yerleri için çok gerekli ve faydalı olduğu yazmaktadır. Bu kitabeden anlaşılacağı üzere Cami 16. yüzyılda yaptırılmıştır ve civardaki yerleşim yerlerinin kadılık işlemlerinin görüldüğü bir merkez cami konumunda olmuştur.) Bu kayıtta geçen “kadimden” kelimesi ilk tahririn yapıldığı tarihte kaydedilen mülkleri ifade etmektedir. 1466 tarihli Sultanönü Yaya Defteri'ne göre Osmanlı Devleti’nde ilk tahrir Sultan II. Murad zamanında 1432 yılı civarında yapılmıştır. Bu bilgiye göre Akköy’deki araziler, gelirler, köyün vergi vermekle mükellef sakinlerinin 1432 yılında deftere kaydedildiği anlaşılmaktadır.
Hüdavendigar Livası I. Tahrir Defterinde adı geçen Mihal Bey önce Çelebi Mehmet döneminde (1413-1421) sonra 2. Murat döneminde hizmet edip Edirne’de vefat etmiştir. Göl kazasında bulunan Taşhan’ın kitabesine göre, Gazi Mihal Bey Taşhan’ı 1415-1418 yılları arasında yaptırmıştır. Bu bilgiden yola çıkarak Akköy’ün tarihinin 1415 yılına kadar uzandığını söyleyebiliriz. Ayrıca, yine bu bilgiden Gazi Mihal Bey ile Harmankaya Tekfuru olarak bilinen Köse Mihal’in aynı kişi olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü yaşadıkları dönem açısından ikisinin arasında 100 yıl kadar bir fark vardır. Köse Mihal ismi Osmanlı arşiv belgelerinde yoktur.
Müzikolog ve tarih araştırmacısı yazar Mahmut Ragıp Gazimihal’in "İstanbul Muhasaralarında Mihâloğulları Ve Fatih Devrine Ait Bir Vakıf Defterine Göre Harmankaya Malikânesi"(Makale) başlıklı makalesine göre akıncı reisi Gazi Mihal Bey, Gölpazarı İlçesi’nde ve Edirne’de kendi adını taşıyan birer cami ve başka hayrat bırakan ve Edirne’deki camiinin aile makberesinde yatan Mihâl Bey (ö. 1435) olup Harmankaya Beyi Köse Mihâl’in torunudur.

AKKÖY TARİHİ İLE İLGİLİ ON ALTINCI ASIRDAN KAYITLAR:

Araştırmacı,yazar ve müzik alimi Mahmut Ragıp Gazimihâl (d.1900-ö.1961) Mihâl oğullarından Balta Bey’in 14. kuşaktan torunudur. Köse Mihâl, Mihâl Gazi ve Mihâl oğulları üzerine araştırmalar yapmıştır. Mahmut Ragıp Gazimihâl, yaklaşık kırk beş yıl süren araştırmalarını, belli bir bakış ve kronoloji çerçevesinde toplayıp “İstanbul Muhasaralarında Mihâloğulları ve Fatih Devrine Ait Bir Vakıf Defterine Göre Harmankaya Malikânesi” başlıklı bir makale yazmıştır. Bu makale Vakıflar Genel Müdürlüğü, Vakıflar Dergisi’nin 1958 tarihli 4. Sayısında yayımlanmıştır. Makale hem Osmanlı Devletinin genişlemesinde Mihâloğullarının rolü hem de Akköy’ün tarihi ile ilgili önemli bilgiler içermektedir.

Söz konusu makalede Mahmut Ragıp Gazimihâl, Mihâlgazi mâlikânesi (mülkleri) hakkında 16.asrın sonlarında (1573-1580 tarihleri arasında) yazılmış resmî bir defterden söz etmektedir. Bu resmi defteri, önceleri Mihâlgazi Nahiyesi’nde (Eski Akköy) nahiye müdürlüğü, daha sonra da Söğüt’te Belediye başkanlığı yapan Söğütlü Bay Mustafa Karabuda’nın, Mihâlgazi Bucağı’nın o zamanki merkezi, Akköy’ün yukarı camisinde bularak tehlikeden kurtardığını söylemektedir.

Mahmut Ragıp Gazimihâl, Akköy Merkez Camii’nde bulunan bu resmi defterin içinde pek çok şahsiyet künyelerinin yazılı olduğunu belirtmekle birlikte, şahsi künyeler hariç defterde yazan ana metinleri istinsah ettiğini (kopyasını çıkardığını), bazı sayfaların fotoğrafını çektiğini söylemektedir. Daha sonra defteri eski Söğüt Belediye Başkanı Bay Mustafa Karabuda’ya iade ettiğini belirtmektedir.***


Mahmut Ragıp Gazimihâl, yirmi yapraklık söz konusu defterde: bir vakıfname, hicri  Cemaziyel evvel 987 tarihli (miladi 1579) bir sınırnâme, aynı seneden bir mukarrernâme (Bir karar içeren yazılı belge), bir ihticacnâme (delil gösterme, tanık gösterme belgesi)(1573), aynı yıldan başka bir hüccet (1573), 1580 tarihli diğer iki hüccet - ikincisinin sonu kopmuştur-suretlerinin temiz bir şekilde yazılı olduğunu belirtmektedir . Defterdeki metinler, esasen Osmanlı İmparatorluğu'nda bir bölgenin sınırlarının belirlenmesi ve bu sınırların resmi olarak kaydedilmesi sürecini anlatan hukuki ve idari bir belgedir. İçeriğinde, güvenilir kişilerin tanıklıkları ile sınırların belirlenmesi, geçmişten günümüze kadar süregelen sınırların teyit edilmesi ve resmi belge haline getirilmesi süreci ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır.

Söz konusu defterde yer alan bazı metinlerin Osmanlıca çevirisi aşağıda yer almaktadır:

§ “Evkaf-ı tevkii Mehmed Paşa ' yesserallah-ü teâlâ mâyürîd ve mâyeşâ der livâ-i Hüdavendigâr kariye-i Harman kaya (tâbi-i Göl) ve kariye-i Dutman (Tozman) (tabi-i mezkûr (t.m.)) ve mezrea-i Kızılca Meşhed (t.m.) ve kariye-i Pöküç ve kariye-i Koyunlu ve kariye-i Eğrat ve kariye-i Göliç ma mezrea-i Çayır (t. m.) ve kariye-i Karaağaç nam-ı diğer Akova ve kariye-i Ak ve Alanca ve kariye-i Kozca ve kariye-i Gömele ve kariye-i Çay nam-ı diğer Alanca ve kariye-i Karaoğlan (tâbi-i Alanca) ve kariye-i İğdir (t.m.) ve kariye-i Sorkun nam-ı diğer Çöte (tâbi-i Göynük) ma mezrea-i Kınık ve çiftlik-i ......... (okunamamıştır) ve çiftlik-i Mehmed, zikrolunan kurâ ve mezari’ ve çiftlikler sâbıka Gazi Mihâl Bey evlâdından Mahmud Bey oğlu Bâli Bey’in mülkü olup, badehu Ali Bey Bâli Bey’in vârislerinden  satın

alup mülkiyet üzere tasarruf idüp, badehu oğlu Mehmed Bey’e intikal idüp varislerinden sabıka vezir olup halen südde-i saadette nişancı olan iftiharü'l-eâli ve'l-eâzım ve mütecemmi-i cemiü'l-meâli ve'l-mefâhim hazret-i Mehmed Paşa.... iştira idüp...”

§ "... İştira ettüği kura ve mezari’in kadimden ma’mül-ü bihâ olan hududunun ol yirleri ki müsin ve mutemed-i aleyh kimesneler ile üzerine verılup, mürur-i zamanla tebdil ve tağyir ve alâmetleri gitmiş yerleri var ise girü kadimi yerlerine alâmetler raz idüp, etrafında olan eshab-ı emlâk ve evkaf ve erbab-ı timarlariyle sınırlarını bir vecihle tahdid ve tayin ve temyiz ve tebyin eyleyesin ki sonra kimesnenin niza etmeğe mecali olmaya ve her kariyenin ve mezreanın sınırları ne yir ve yire müntehi olur ise mufassal ve meşruh yazup hüccet viresin ki ona göre sınurname-i hümayunum verile deyü kıdvet-i kuzat-elmüslimin Karaca şehir kadısı Mevlâna Osman ve ümmet-i fazaileye mukaddema emr-i hümayunum gönderilmişti. Mevlâna müşarünileyh hâlâ atabe-i ülyama mümzâ ve mühürlü hüccet gönderüp ber mucib-i ferman-ı hümayun tefahhus-ü hudutlar içün mahalli memuruma varup Göl ve Göynük ve Eskişehir ve Karacaşehir kazalarında takî ve müsin mutemed-i aleyh kimesnelerden cemm-i gafîr ve cemm-i kesir ihzar idüp, mukaddema Mihâl Bey at ile devredüp ilâ ahdil’ân Mihallu’nun zabt ve tasarruflarında olan yerlerin sınurundan sual idildükte [Burada bilir kişiler sayılarak ve her semt için ayrı bir mahallî yaşlılar heyetinin şahitliğiyle sınırın yürütülmesine başlanıyor [... nam kimesneler olup... [Hududun sonuna gelince yine ] nehr-i Sakarya 'ya müntehi olup, kadimü’l-eyyamdan bu zamana gelince Mihallu’nun zabt ve tasarruf idegeldükleri yirler ki hudutları bunlardır, eba ve ecdadımızdan böyle istima eyledük deyü makam-ı şeha’dette bitariki’l- tesamu’ haber verdiklerin eyitmeğin zikrolunan hududu mukarrer tutup bu sınurname-i hümayunu virdüm ve buyurdum ki…” (1579)

§ “... Hüdavendigâr sancağında Gölbazarı ve Göynük ve Bilecik nahiyelerinde merhum Mihâl Bey evlâdının min küll-el-vücuh serbest mefruz-el-kalem ve maktu-el-kadem mülkiyet üzere tasarruflarında olup defâtir-i hâkanide mülkiyet üzere mukayyed olan kariye-i Harmankaya ve rnezra-i Kızılcameşhed [Diğer köyler keza sayılarak]”. (1579). (Metin, Mihâl Bey'in soyundan gelenlerin Hüdavendigâr sancağında bulunan belirli köyler ve mezraalar üzerindeki mülkiyet haklarını belirtmektedir. Bu kişilerin, bu toprakları her açıdan serbest bir şekilde, vergiden muaf olarak tasarruf ettikleri ve bu durumun padişahın resmi kayıtlarına da mülkiyet olarak işlendiği ifade edilmektedir.)

§ “Merhum ve magfur-ü leh Gazi Mihâl Bey evlâdından müteveffa Ali Bey’in zevcesi olan fahrü’n-nisvan Mahitab Hatun bint-i Abdullah kıbelinden ve merhum-i mezbur Ali Bey’in ümm-i veledi Selimşah Hatun bint-i Abdullah nam müteveffiyenin kız karındaşı olan fahrü’l-havâtin Hurrem Hatun bint-i Abdullah kıbelinden... [Şahitler sayılarak] ikrar ve takrir-i kelâm idüp merhum mukayyed olup neslen bâde nesil evlâdına kadimü’l-eyyamdan taht-ı yedlerinde mülkleri olup Defter-i Hâkani’de mülk mukayyed olup neslen bâde nesil evlâdına, ve veresesine irs-i şer-î ile intikal eyleyüp ilâ aluli’l-an mülkiyet üzere mutasarrıf oldukları hâlâ müvekkilân-ı mezbûranın yedlerinde bervech-i iştirak mülkleri olan vilâyet-i Anadolu’da Hüdavendigâr sancağında Gölbazarı ve Göynük ve Bilecik kadılıklarında vaki kariye-i Harmankaya ve kariye-i Koyunlu ... [Köyler yine sayıldıktan sonra hisselerin tevziine geçiliyor]". (1573).

§ “Merhum ve mağfur-ü leh Gazi Mihâl Biğ evlâdından Ali Biğ nam müteveffanın ümm-i veledi fahrü’l-havatin Mahitab Hatun bint-i Abdullah ve mezbur Ali Bey’in uhrâ ümm-i veledi Selimşah Hatun bint-i Abdullah nam müteveffiyenin kız karındaşı fahrü’n-nisvani’l- mütevakkırât Hurrem Hatun bint-i Abdullah caniblerinden [Vekiller sayıldıktan ve Mehmed Paşa’ya satılışın ikrarları tespit olunduktan sonra]... merhum-i mezbur Gazi Mihal evlâdının kadimü’l-eyyamdan taht-ı yedlerinde ve tasarruflarında olup, neslen bâde neslin ve karnen bâde karin cedd-i âlâlarından irs-i şer’i ile intikal idüp ilel’an taht-ı yedlerinde mülkiyet üzere mutasarrıf oldukları Anadolu’da Göynük Kazası tevâbiinden [Onyedi köyün adları bütün müştemilâtile sayıldıktan sonra]**... Mahitab Hatun’un oğlu merhum Ahmed Biğ’e babası merhum-i mezbur Ali Biğ’den intikal eden... [Hisse miktarları gösterilerek] mezbur Ahmed Biğ vefat ettikte anası mezbure Mahitab Hatun’a intikal idüp ilel’an tasarrufunda mülkü olup... Hurrem Hatun’un kız karındaşı müteveffiye-i mezbure Selim şahoğlu müteveffiye-i mezbur Mehmed Biğ’den intikal eden...” (1573).

** Mahmut Ragıp Gazimihâl makalenin dip notunda şöyle yazmış:

“On yedi köyün adlarını mükerrerleriyle karşılaştırarak ve alfabe sırasile buraya alıyorum: Akköy, Araplar, Çay (veya Alanca), Çayır (veya Bozıca), Dutman (veya Tutman), Eğrat (veya Eğriat), Gelence (veya Çingirler), Gömele (veya Gümele), Harmankaya, İğdir, İnce, Karaağaç (veya Akova), Karaoğlan, Koyunlu, Kozca, Seyidbükü (mezrea imiş), Sorkun (veya Çöte).


GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ İLE

“Hüdavendigâr sancağında, Nişancı Mehmed Paşa Vakıfları: (Allah-u Teâlâ istedikleri, dilediklerini yapmada yardım etsin). Harmankaya köyü (Göl’e bağlı), Dutman (Tozman) köyü (aynı yere bağlı), Kızılca Meşhed mezrası (aynı yere bağlı), Pöküç köyü, Koyunlu köyü, Eğrat köyü, Göliç köyü, Çayır mezrası ile birlikte (aynı yere bağlı), Karaağaç diğer ismi Akova köyü, Ak köyü, Alanca köyü, Kozca köyü, Gömele köyü, Alanca diğer ismi Çay köyü, Karaoğlan köyü (Alanca’ya bağlı), İğdir köyü (aynı yere bağlı), Sorkun diğer ismi Çöte köyü (Göynük’e bağlı), Kınık mezrası, ……. Çiftliği (adı okunamamış), Mehmed çiftliği, zikredilen köyler, mezralar ve çiftlikler önceden Gazi Mihâl Bey'in evlatlarından Mahmud Bey’in oğlu Bâli Bey’in mülkü olup, daha sonra Bâli Bey’in varislerinden Ali Bey tarafından satın alınıp mülkiyet olarak tasarruf edilip, daha sonra oğlu Mehmed Bey’e intikal edip varislerinden olup, önceden vezir olup halen sarayda nişancı olan iftihar edilesi yüce Mehmed Paşa tarafından satın alınıp…”

“... Satın alınan kura ve mezra’ların eskiden beri bilinen sınırları, güvenilir ve itimat edilebilir kişilerle tespit edilip, zamanla değişmiş ve işaretleri kaybolmuş yerler varsa, bunları yeniden eski sınırlarına göre işaretleyerek, çevredeki mal sahipleri, vakıflar ve tımar sahipleri ile sınırları bir şekilde belirleyip ayırt ediniz. Böylece daha sonra hiç kimsenin itiraz etmeye mecali kalmasın ve her köyün ve mezranın sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği ayrıntılı ve açıklamalı bir şekilde yazılıp belge düzenleyin ki, ona göre padişahın sınırnâme belgesi verilebilsin diye, Karacaşehir Kadısı Mevlâna Osman’a ve diğer kadılara daha önce bu yönde bir emir gönderilmişti.

Mevlâna, bu emre istinaden mühürlü belgeleri gönderip, padişah fermanı gereğince sınırların incelenmesi için görevlendirildiği yere gidip, Göl, Göynük, Eskişehir ve Karacaşehir kazalarında güvenilir ve saygın kimselerden büyük bir topluluk ve kalabalık toplayarak, önceden Mihal Bey’in gezip dolaştığı ve şu anda Mihal Bey’in soyunun gözetiminde ve tasarrufunda olan yerlerin sınırları hakkında sorulduğunda [burada bilirkişiler sayılarak ve her bölge için ayrı yaşlıların şahitliğiyle sınırın tespitine başlanıyor]... [Sınırın sonuna gelindiğinde : ] Sakarya Nehri’ne kadar uzanan, çok eski zamanlardan bu yana Mihal Bey soyunun ele geçirip tasarruf ettiği yerlerin sınırları bunlardır, dedelerimizden ve atalarımızdan böyle duyduk diyerek tanıklık makamında, şahitlik ederiz şeklinde bildirdiklerini duyunca, belirtilen sınırı kesinleştirip bu sınırname-i hümayunu verdim ve buyurdum ki...” (1579)

“... Hüdavendigâr sancağında Gölpazarı, Göynük ve Bilecik nahiyelerinde, merhum Mihâl Bey’in soyundan gelenlerin her bakımdan serbest, vergiden muaf ve ayak basılmayan, yani kimsenin müdahale edemediği mülkiyet olarak tasarruflarında olup, padişah defterlerinde mülkiyet olarak kayıtlı olan Harmankaya köyü ve Kızılcameşhed mezrası [diğer köyler de benzer şekilde sıralanarak]...” (Metin, Mihâl Bey'in soyundan gelenlerin Hüdavendigâr sancağında bulunan belirli köyler ve mezraalar üzerindeki mülkiyet haklarını belirtmektedir. Bu kişilerin, bu toprakları her açıdan serbest bir şekilde, vergiden muaf olarak tasarruf ettikleri ve bu durumun padişahın resmi kayıtlarına da mülkiyet olarak işlendiği ifade edilmektedir.)

“Merhum ve bağışlanmış olan Gazi Mihâl Bey’in soyundan, vefat eden Ali Bey’in eşi olan kadınların en değerlisi Mahitab Hatun, Abdullah’ın kızı ve vefat eden Ali Bey’in oğlu Selimşah’ın annesi ve yine Abdullah’ın kızı olan merhumenin kız kardeşi, kadınların en değerlisi Hurrem Hatun tarafından... [Şahitler sıralanarak] İtiraf ve açıklama yapıldı ki, merhumun kayıtlarda nesilden nesile evlatlarına intikal eden ve çok eski zamanlardan beri ellerinde mülk olarak bulundurdukları, Defter-i Hâkani’de mülk olarak kayıtlı olup nesilden nesile evlatlarına ve varislerine şer’i miras yoluyla geçen ve günümüze kadar mülkiyet olarak tasarruf ettikleri, halen vekillerinin elinde müşterek mülkleri olan, Anadolu vilayetinde, Hüdavendigâr sancağında Gölpazarı, Göynük ve Bilecik kadılıklarındaki Harmankaya köyü ve Koyunlu köyü... [Köyler yine sıralandıktan sonra hisselerin dağılımına geçiliyor]."

(Metin, Ali Bey’in eşleri ve yakınlarının, miras yoluyla geçen ve resmi kayıtlarda mülk olarak görülen topraklar üzerindeki haklarını doğrulamakta ve bu mülklerin kadimden beri varislerin ellerinde olduğunu belirtmektedir. Gazi Mihâl Bey soyundan gelenlerin, Hüdavendigâr sancağındaki bu topraklar üzerindeki mülkiyet hakları, belgelenmiş ve şahitler önünde teyit edilmiştir.)

“Merhum ve bağışlanmış olan Gazi Mihâl Bey’in soyundan Ali Bey isimli merhumun oğlunun annesi, kadınların en değerlisi Mahitab Hatun, Abdullah’ın kızı ve yine Ali Bey’in diğer oğlu Selimşah’ın annesi, Abdullah’ın kızı olan merhumenin kız kardeşi, saygın kadınların en değerlisi Hurrem Hatun, Abdullah’ın kızı tarafından [Vekillerin isimleri sayıldıktan ve Mehmet Paşa’ya satışlarının kabulü tespit edildikten sonra]... Bahsedilen merhum Gazi Mihâl Bey’in soyunun, çok eski zamanlardan beri ellerinde ve tasarruflarında bulunan, nesilden nesile, kuşaktan kuşağa, büyük dedelerinden şer’i miras yoluyla intikal eden ve günümüze kadar ellerinde mülkiyet olarak tasarruf ettikleri Anadolu’da, Göynük Kazası’na bağlı [On yedi köyün isimleri ve tüm içerikleriyle sıralandıktan sonra]... Mahitab Hatun’un oğlu merhum Ahmed Bey’e, babası merhum Ali Bey’den intikal eden... [Hisse miktarları belirtilerek] söz konusu Ahmed Bey vefat ettiğinde, mülkü annesi Mahitab Hatun’a intikal edip günümüze kadar onun tasarrufunda mülk olarak kalmıştır... Hurrem Hatun’un kız kardeşi, merhum Selimşah’ın oğlu, merhum Mehmed Bey’den intikal eden...” (Bu metin, Gazi Mihâl Bey’in soyundan gelenlerin, belirli köyler ve mülkler üzerindeki haklarının nasıl nesilden nesile aktarıldığını ve bu mülklerin tasarruf durumunu ayrıntılı bir şekilde açıklamaktadır. Özellikle Mahitab Hatun ve Hurrem Hatun gibi aile üyelerinin, miras yoluyla ellerinde bulundurdukları mülklerin detayları ve bu mülklerin nasıl aktarıldığı belgede yer almaktadır.)


https://acikerisim.fsm.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11352/1321/Gazimihal.pdf?sequence=1&isAllowed=y




(Fotoğraf: Akköy Merkez Camii- Yapım tarihi 1573-1579 arası)

AKKÖY'ÜN TARİHİ

                                                         Fotoğraf: Erenler altındaki tarlalar Akköy’ün eski sakinleri köyün kuruluşuna ve ta...