30 Mayıs 2024 Perşembe

AKKÖY SÖZLÜĞÜ

  Bilecik ilinin İnhisar İlçesine bağlı Akköy'de konuşulan eski sözcükler.




A

  1.    Aba: 1-Büyük kız kardeş, abla sözcüğünün yöresel söyleniş şekli. 2-Erkeklerin giydiği kalın kışlık üst giysisi
  2.  Abdeshane: Tuvalet; Kenef
  3.   Acar: Şişman, kilolu, güçlü, kuvvetli; cesur açıkgöz; genellikle tombul insanlara denir.
  4.  Acarlaşmış: Şişmanlamış, kilo almış
  5.  Aga: Abi; Kendinden yaşça büyük erkek, ağabey
  6.   A ge: Bir şeyi al gel, getir.
  7.  Ağa: Varlıklı, sözü geçen kimseler.
  8.   Ağı: Ağu, zehir
  9.   Ağıl: Davar koyulan yer. Keçilerin, koyunların kaldığı, geceleri yattığı yer.
  10.   Ağır Örtme: Hacı örtmesi de denilen, büyük, uzun, ipekten, sarı renkli, kendinden desenli baş örtüsü.
  11.  Ağız: Yeni yavrulamış ineğin sağılan ilk sütü.
  12.  Aha: İşte, orada anlamında söylenir. 
  13. Ahacık: Burada, aha burada.
  14.  Ahar: Atların, ineklerin kaldığı yer.
  15. Alaf: Ateşlenmek, ateşin harlı yanması (Fırın alaf alaf yanıyor), fırında yemek pişirirken yan tarafta yakılan ateş.
  16.   Amca: Babanın erkek kardeşi
  17.  Amel: ishal olmak, sürgün.
  18.   An : İki tarla arasıdaki sınır (Nazal ne ile söylenir.)
  19.   And: Yemin, yeminle, Andolsun:
  20.  Annaç: Karşına gelen, karşıdaki
  21.   Annanmak: Yerde yuvarlanmak
  22.  Apaz: Bir avuç
  23.   Apıldamak: Emeklemek, zoraki yürümek,
  24.   Aş: Yemek
  25.   Aşmak: Bir tepenin bir yanından öbür yanına geçmek
  26.   Avlu: Bahçe; dışarısı, evin sokağa çıkışı.
  27.  Ayak Yolu: Hela, tuvalet
  28. Ayakçak: 1-Bez dokuma tezgahında, düzen çözgü ipliklerinin, aşağıya, yukarıya doğru hareket etmesini sağlayan ayaklıklar. Sağ ayakçağa basınca öndeki gücü aşağıya iner, ipler açılır. 2- Çocukların eğlenmek, oyun oynamak için çam ağaçlarının dallarından yaptıkları, ayak koyacak yerleri olan, elle tutularak yürümeye yarayan uzun sopalar. Çocukların ayakçağı 1 Karış yüksekliğinde olur, Delikanlılar ise 50-70 cm yüksekliğe kadar ayakçıkları kullanır.
  29. Azık: Yolluk, yol için hazırlanmış yiyecek.

B

1.                 1  Badi: Ördek

  1. Bağ: 1-Büyük meyve ağacı bahçesi, özellikle üzüm asma bahçesi; 2-Bağlamak, örgü yapmak. 
  2. Baca: Mutfaktaki ocağın dumanının dışarı atılması için tuğladan örülen yer..
  3. Bagas: Aptal, salak, aklı ermeyen kimse, boş yere konuşan kişi. Geri zekalı.
  4. Bayam: Badem
  5. Bekâr: çiftlik işlerinde çalışan işçi, rençber, uşak, hizmetçi, parayla tutulan sığırtmaç
  6. Bindallı: Mor, kırmızı, mavi, mora yakın kırmızı renklerde kadife kumaşlardan üzeri simlerle, pullarla işlenmiş, astarlı kadın giysisi.
  7. Bıçkı: 1-Tahtadan sapı olan, bıçak kısmı sapın içine katlanabilen çakıdan büyük uçları tırtıklı bıçak. Testerenin küçük hali 2- Tahta doğramaya yarayan tezgah, hızar.
  8. Bıldır: Geçen sene.
  9. Bocut: Su taşımakta kullanılan topraktan küçük su kabı. Testilerin en küçüğüne bocut denir. Çocuklar taşır.
  10. Boğ: Bohça, Sofrada ekmeklerin, yiyeceklerin içine konduğu bez, sofra bezinin küçüğü
  11. Boğlama: Baş bağlama biçimi. Yazma gibi başörtülerini boğazdan geçirip başın tepesine bağlanmasıyla oluşur.
  12. Börül: Kara üzüm
  13. Börülce: Taze fasulye
  14. Buğuz etmek: Eziyet etmek, burnundan getirmek
  15. Buva: Baba
  16. Buzalamak: İneğin yavrulaması
  17. Bük: Sakarya nehri kenarında bol ağaçlı, meyve bahçeli yerler.
  18. Bükelek: Bir böceğin sığırları sokması sonucunda sığırların can havliyle koşuşturması

 

 

C

  1.  Cağ: Dokuma bezden saplı, omuza asılan tek taraflı torba
  2. Canavar: Kurt
  3. Caraf: Cerrah, çeşitli otlarla, bitkilerle hastalıkları iyileştiren kimse, otacı, şifacı
  4. Celep: hayvan tüccarı
  5. Cereme: zarar etme,zarar ziyan
  6. Cerez: Kuru üzüm
  7. Cıbır: Zayıf
  8. Cırga: Zayıf, çelimsiz, sıska
  9. Cırlamak: Bağırıp, çağırmak
  10. Civci: yeni doğmuş tavuk yavrusu
  11. Combak: Yağmur sularından oluşan küçük su birikintisi
  12. Cumay aşamı: Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece
  13. Cumay: Cuma

Ç     Ç

1.     
Çarık: Hayvan derisinden elde yapılan ayakkabı
2.     Çatal Don: El dokumasından yapılan kadınların giydiği şalvar.
3.     Çatkı: Baş ağrısı için başın alın kısmına sarılan eşarp.
4.   Çekelez: Sincap 
5.   Çeketli: Kadife kumaştan üstü simlerle işlenmiş uzun kollu, kısa giysi, altı simli işlenmiş, bol geniş şalvardan oluşan takım kadın kıyafeti.
5.   Çeki: Ölen bir kimsenin ağzı açık kalmasın diye çenesinin altından başına bağlanan tülbent.
6.     Çekişmek: Kızarak konuşmak, kavga.
7.     Çemek: Ahırdaki küçük pencere. Ahır temizlenirken çıkan çöpün dışarı atıldığı yer.
8.     Çemremek: Kıyafeti yukarıya toplamak. Eteklerini çemre.
9.     Çepin: Küçük çapa
10.  Çıkı: İçerisine bir şeyler konularak bağlanan bohça
11.  Çıkrık: Özellikle pamuk eğirmek için kullanılan tahtadan ucunda iğ olan alet.
12.  Çımkışmak: Boğazın kaşınması.
13.  Çiğit: Pamuğun içindeki çekirdekleri, tohumları
14.  Çomak: İnce yakacak odunlara, sopalara denir.
15.  Çölmek: Yemek pişirilen kapaklı toprak tencere. Çömlek.
16.  Çöpür: 1-Keçi kılı. 2. Kilim, çuval v.b dokumak için kullanılan keçi kılı.
17.  Çözgü: Dokumacılıkta, bez dokumakta kullanılan düzenin alt ipliğine denir.
18.  Çuha: Yünlü güzel bir kumaş cinsi
19.  Çul: Yere serilen yaygılara denir. Eskimiş, yıpranmış kumaş,
20.  Çüş: Ata eşeğe dur demek .

D

 

  1. Dağlamak: Büyük baş hayvanların derisinde yara varsa kızdırılmış demirle yakılması.
  2.  Daha : İşte, şurada anlamında bir ünlem.
  3.  Dam: Ahır
  4. Darabulus: Üç eteğin üstüne, bele bağlanan, uçları saçaklı, tokalı geniş şal.
  5. Debizlemek: İteleyip kakalamak
  6. Deh: Ata, eşeğe yürü demek
  7. Denk: Ağaç dallarından kabuklarından sepet örer gibi yapılmış büyük kap. Küfe,
  8. Depme: Koyun keçi kılından dokunan pantalon
  9. Depmek: Sıkıca doldurmak
  10. Destur: Dur bekle, ya da izin almak anlamında söylenen bir söz.
  11. Dıngılmak: Olduğun yere kıvrılıp yatıvermek, uyumak.
  12. Dibek: Buğdayın kabuklarını soyup keşkek haline getirmek için kullanılan, taştan yapılmış büyük havan.
  13. Diiy ha: Uzaktaki bir şeyi gösterme ünlemi
  14. Dimi: El dokuması pantolon. Yün elde eğirilir, düzende bez olarak dokunur sonra Bözüyük’te deptirilirdi. Kaşe türü, koyu kahverengi bir kumaş haline getirilirdi. Bu kumaştan pantolon ceket diktirilirdi.
  15. Dingilgabak kurmak: Takla atmak.
  16. Dolak : Çarık giyildiği zaman bacakları soğuktan korumak için dizlerin altına sarılan dokuma parçaları.
  17. Dolap: Evlerde yıkanmak için duvarın içine yapılan bir yer.
  18. Dollak: Belden aşağısı çıplak olan 2-3 yaşındaki küçük çocuklara denir.
  19. Doruk: Dağın en üst yeri, tepesi.
  20. Dumay : Nezle
  21. Düzen: Bez dokumada kullanılan tezgah.

E

  1. Ebe: anneannenin annesi, babaannenin annesi.
  2.  Eeyy! :uzaktakine seslenme ünlemi
  3. Elbetler: Sakarya nehri kenarındaki büyük sebze, meyve bahçeleri.
  4. Engastan: Mahsuscuktan, yalancıktan, şakadan.
  5. Enik: Kedi, köpek yavrusu.
  6. Enser: Büyük çivi
  7. Erende: Rende. Türkçe kelimeler “r” harfi ile başlamadığı için r ile başlayan yabancı kelimelerin başına sesli harf getirmek suretiyle söylenmesi. Irakı, ıraf gibi.
  8. Erezlemek: Eskiden kapıları kapatmak için kullanılan bir alet. Kapının üstünde bulunan erezgiyi , söveye geçirip aralarına kilit takıp kapı kilitlemeye denir.
  9. Erezgi: Başı daire şeklinde uzun demirden ucunda delik olan kapı kilitlemeye yarayan bir alet.
  10. Erfene: Herkesin evinden getirdiği malzemelerden yemek yapılarak toplu halde yenmesi
  11. Eşgare: Kendiliğinden, doğaçlama, aleni, saklamadan açık açık.
  12. Ey: Seslenene cevap verme şekli. Efendim, buyrun
  13. Eyde: Seslenene cevap verme şekli. Efendim,
  14. Eza: Kibrit

F

  1. Faşırdamak: İki küs kişinin birbirinin yüzüne bile bakmadan yan yana geçmesi
  2. Ferace: Düğünlerde gelin almaya giderken yengelerin giydiği, gelinlere ata bindirilirken giydirilen, saf yünden dokunmuş, ince kırmızı boyalı kumaştan topuklara kadar inen bol manto.
  3.  Fıydırmak: bir şeyi elle uzağa atmak

G

  1. Gaba başlak: Saçı başı açık sokakta gezen kimse
  2. Gadın: Güzel, iyi
  3. Gambaz Kurnaz, oyuncu adam.
  4. Gandak: Kurutulmuş ekmek, çörek. Köy ekmeği küflenmesin diye ortadan yarılır, fırında ya da güneşte kurutulur. Kuru gandak yapılır.
  5. Gangaç: Kuru, kemikli zayıf adam.
  6. Gaşım: Kardeşim, arkadaşım,
  7. Gatık: Ekmeğin yanında yenen peynir, zeytin, et gibi yiyecekler.
  8. Gatillik yapmak: Kötülük yapmak.
  9. Gatmer: Mayalı hamurun açılıp arasına yağ konup katlanarak tekrar açılıp yağ sürülerek fırında pişirilmesi, yağlı çörek.
  10. Gavi: Sağlam, kavi
  11. Gavicecik: Pek sağlam
  12. Gavuz: Harmanda yabayla ayrılan buğdayları temizlemek için kalburla döndüre döndüre çalkalarken üstüne gelen sap saman artıklarına denir.
  13. Gayıl olmak: Razı olmak
  14. Gazal: Kurumuş yaprak.
  15. Gebre: Atın tüylerini silmeye yarayan kıldan dokunmuş alet.
  16. Ge dik, dik, dik, gıdı gıdı : Tavukları çağırma şekli.
  17. Geledir: Bez dokumacılığında, dokunan kumaşın sarıldığı merdane gibi bir araç.
  18. Gelip batır: Karşıdan gelen kişiye denir.
  19. Gelip durur: Karşıdan gelen kişiye denir.
  20. Gerek: Lazım.
  21. Gerz : Budanmamış, verimsiz bağlar.
  22. Gı: Konuşulan kimseye konuşma sırasında hitap sözü.
  23. Gıdık: Boynun alt bölümü.
  24. Gıli gıli: Koyun, keçi gibi küçük baş hayvanların pisliği.
  25. Gıncırdak: Yere çakılan kazık üzerine yerleştirilen ardıç, çam ağaçlarından yapılan tam ortasına delik açılıp içine gaz yağı sürülerek bir kazığa oturtulan, İki tarafına birer kişi binilerek döndürülen eğlence aracı.
  26. Gırklık: Koyun kırpan makas.
  27. Gıt: Az, seyrek.
  28. Gıyık bırakmak: Kapıyı azıcık aralık bırakmak,
  29. Gıyılamak: Bir toplulukta bazı kişilerin dışlanması; Giysi ya da kumaş gibi malzemelerin uçlarını dikmek ya da örmek.
  30. Gıyran: Kum tanesi, çakıl
  31. Gicikli : Uyuzlu
  32. Gidişmek: Kaşınmak.
  33. Girey: Pazar gününe verilen isim
  34. Golan: Yünden örülerek yapılan ip.
  35. Gölle: Nohut, kuru fasulye ve buğdayın ( keşkek) üçünün bir arada pişirilmesiyle elde edilen yiyecek.
  36. Göven: Büyük baş ya da küçük baş hayvanları sokan sinekten büyük yeşil başlı böcek.
  37. Göynek: Pamuk ipliğinden dokunan kumaştan dikilen, kışlık, uzun kollu gömlek.
  38. Gulü: Hindi.
  39.  Gusülhane: Evlerde yıkanmak için ayrılan bölme.
  40. Gunnamak: tek tırnaklı hayvanların yavrulaması.
  41. Gurcalamak: Karıştırmak
  42. Gurdeşen: alerji, kaşıntı.
  43. Gursak: Mide
  44. Gursağım kaynadı: Mide ekşimesi anlamında kullanılır.
  45. Guuuv: Birisine seslenmek, bir komşuya geldiğini haber vermek için bu şekilde seslenilir.
  46. Guz: Serin, kuytu.
  47. Guzu gulak: kırlarda yetişen, yenen bir ot türü, madımak.
  48. Guzulamak: koyun,keçinin yavrulaması.
  49. Güllü çorap: Yünden örülen, çok uzun olmayan, konçlu, ön yüzünde gül deseni olan çorap.

H

1.     Hacamat: ustura gibi kesici bir alet,
2.     Hacat: Eşya,alet, ihtiyaç duyulan bir şey.
3.     Hacet: İhtiyaç.
4.     Hah: Eldeki bir şeyi vermek için kullanılan söz. Buyur al.
5.     Hayat: Evin geniş odası, salon
6.     Halka: Hamurdan yapılan, susamsız simide benzeyen ekmek
7.     Heybe: Kıl veya yünden örülen iki gözlü yük taşıyan eşek, katır gibi hayvanların üzerine konan ağzı açık torba
8.     Heyrek: Ağaç dikildikten sonra toprak kaymasın, ağaç tutsun diye fidanın iki tarafına dikilen kalın sopa.
9.     Hıra: Küçük
10.  Hırca: Küçük, ufacık.
11.  Hırka: Kumaştan altına astar koyup içine pamuk döşeyip üstüne ayrı bir kumaştan kapitone şeklinde dikilen kollu, iliksiz düğmesiz giysi.
12.  Hısım: Akraba
13.  Hışdama!: Sus, konuşma!
14.  Hinci: az önce , şimdi ,
15.  Hol: Tavuk belirli bir yere yumurtlasın diye kümese konulan oval, beyaz taş. Fol.
16.  Holluk: Tavuğun yumurtladığı yer. Büyük sepetten, ya da köfeden tavuk için yer yapılır. Altına saman konur. İçine fol taşı konur.
17.  Holdur, holdur: Bol gelmek
18.  Horun: Fırın
19.  Hörül hörül: Gürül gürül yanan ocak, fırın.
20.  Humbe-guytuk: Misket oyununda açılan çukur

I

1.     Iççak: Sıcak
2.     Iraf: Raf
3.     Irak: Uzak
4.     Irakı : Rakı
5.     Irgalamak: Dut, zerdali, ceviz gibi ağaçları sallayarak meyvalarını düşürmek.
6.     Issız: Sessiz ve kuytu yer
7.     Işık: Lamba, Aydınlık
8.     Iza: Yulaf tahılı

İ

1.     İbrahil: Kırmızı, sarı, yeşil, mor, beyaz gibi değişik renklerden boyuna ince çizgili dokunmuş ipek kumaş.
2.     İlbade: Canfes denilen renkli, ince ipekli kumaştan dikilen bel üzerine kadar gelen mont şeklinde güzel bir üst giysisi. Başkalarının düğününe gittiklerinde gelinler giyer.
3.     İçlik: İçe giyilen yünden örülmüş giysi.
4.     İdare: Gaz ile yanan altı huni,üstü camsız,fitilli lamba, küçük lamba
5.     İğ: Yün eğirmekte kullanılan ağaçtan yapılmış ince alet.
6.     İlistir: Elek, süzgeç,
7.     İmanna: Çok fazla, pek çok
8.     İnecek: Merdiven
9.     İttirse: Göz kapağında çıkan sivilce, arpacık.

J

 

K

1.     Kağnı: Öküzlerin çektiği iki tekerlekli, ahşap araba.
2.     Kahraman: Uslu, akıllı, sessiz, iyi huylu çocuk
3.     Kak: Erik,elma ve ayvanın dilimler halinde kurutulması
4.     Kakırdak: Eritilmiş İç veya kuyruk yağının, içindeki kızarmış et parçaları
5.     Kama: Ucu eğri ve sivri olan bıçak
6.     Kandil: Gaz yağına fitil koyup camsız yakılan aydınlatma aracı.
7.     Karozmanlamak: Araba dönmeyince geniş manevra yapmak
8.     Kaşağı: Atların tüylerini taramak için demirden tarak.
9.     Kaşıklık: Kaşık konulan tahtadan eşya
10.  Kaval: Ağaçtan yapılan, çobanların çaldığı, delikli, nefesli çalgı
11.  Kavil: anlaşma, sözleşme
12.  Kavrama: Ekinleri kökünden sökmeye yarayan küçük orak.
13.   Kazmak: Bakır kazanlarda tarhana pişirildikten sonra kazanın dibinin kazınmasından elde edilen yoğurtla yenen bir tür yiyecek.
14.  Kazıcak: Hamuru aldıktan sonra hamur teknesini ve ellerdeki hamurları kazımaya yarayan araç.
15.  Keçe: Koyun yününden yapılan yaygı
16.  Kelebe: İğrilen, bükülen ipin sarıldığı bir çeşit büyük masura
17.  Kelem: Lahana
18.  Kenef: Tuvalet
19.  Kepenek: Koyun yününden, keçeden yapılan çoban giysisi
20.  Keş: Kurutulmuş yoğurt
21.  Keşe gülmek: Bir insanla dalga geçmek. (Örnek: Bu işlerle uğraşma yoksa keşine gülerler. Kardeş sözü)
22.  Keşkek: Döğülmüş buğdaydan yapılan yemek.
23.  Keşir: Havuç
24.  Kevgir: Metal süzgeç,
25.  Kıntir: Paçası dar, ağı yukarda el dokumasından dikilen şalvar.
26.  Kıran: Salgın hastalık
27.  Kıs kıs: Sessiz ve alaylı bir biçimde gülmek
28.  Kirlik: Kadınların şalvar üzerine giydikleri siyah uzun büzgülü etek.
29.  Kirkit: halı, kilim dokurken dokumayı sıkıştırmak için kullanılan demirden alet.
30.  Kolan: 1-Bele bağlanan önlüğün kuşağı. 2- Yük taşıyan hayvanların semerini tutması için hayvanın karnına bağlayan sağlam ip, kuşak.
31.  Köpçek: Sık ağaçlık
32.  Kösteklemek: ayaklarının birbirine iple bağlanması
33.  Kubat: Biçimsiz, kaba
34.  Kulp: Tutulacak yer
35.  Kupa: Su bardağı
36.  Kutnu: Kırmızı renkli, beyaz çizgileri olan ipekli kumaştır. Kutnu kumaştan dikilen şalvar ve üç etekler düğünlerde giyilir.
37.  Kücü: Evde kullanılan bez dokuma tezgahında ipliğin geçirildiği bir alettir. Tezgahta iki tane gücü bulunur.
38.  Külçe: Mayalı hamurdan yapılan pidenin küçüğüne denir. Simit gibi ortası delik olarak yapılanına halkalı külçe denir.
39.  Künge: Ev tozu
40.  Kürde: Lacivert dokuma kumaştan dikilen, gezmelerde, düğünlerde üç eteğin üzerine giyilen dar kaftan.

L

  1. Lök: Yumurtayla yapılan, toprak kapların, çatlak küplerin tamir edilmesi için yapılan tutkal gibi yapışkan.

M

1.     Mahma: Çocuk dilinde köpek.
2.     Mah mah:Büyük köpekleri çağırırken  yiyecek verilirken söylenen söz.
3.     Mancar: Ispanak ve Madımak gibi yenilebilen otların genel adı
4.     Mayışmak: Gevşemek
5.     Mazamorta: Gelişi güzel, ilgisizce davranarak yapacağı işi bozuk yapmak
6.     Mehme: Köpek eniğine denir.
7.     Meelezir: İçine pekmez gibi malzemeler konulan kapaklı bakır sahan, küçük sahan.
8.     Meymenetsiz: Yüz ifadesi güven vermeyen kişi
9.     Mırt mırt: Yavaş hareket eden
10.  Mile: Bilye, Misket
11.  Muraayi: Konuşması samimi olmayan
12.  Musandıra dolabı: Oda içinde, tek kişinin yıkanmak, gusül abdesti almak için kullandığı kapaklı küçük bir bölme.
13.  Müzmahal : Bir şeyin bozulması, kullanılmaz hale gelmesi, ziyan.

 

N

1.     Nacak: Balta
2.     Nakıs: ters ,aksi
3.     Napan gı?: (Nazal n ile söylenir) Nasılsın? Ne yapıyorsun?
4.     Narasın: Bir şeyin yok olduğunu üzülerek söylemek
5.     Nekes : eli sıkı

O

  1.   Okka: yaklaşık 1300 gr ağırlığında ölçü birimi
  2.   Oklahaç: Oklava
  3.   Okumak: Davet etmek
  4.  Olhamır: Ihlamur çayı

Ö

1.     Örtme: Kadınların dışarı çıkarken başlarına aldıkları uzun ve büyük örtü.
2.     Öte gün: Geçen gün
3.     Önlük: İş yaparken kadınların bellerine bağladıkları dizin altına kadar uzanan dokuma bezden örtü. Önemli günlerde kırmızı, sarı, yeşil, pembe, turuncu gibi canlı sıcak renklerde, üzeri kilim desenli işlemeli önlükler takılır. Her gün takılan önlükler daha çok koyu kırmızı, siyah tonlarda az işlemeli olur.

P

1.     Palan: havut otundan yapılmış semer
2.     Paldım: Eşeklerin semerinin ileri gitmemesini sağlayan arkadan bağlanan kayış
3.     Pantul: Kumaş Pantolon
4.     Peşkir: havlu
5.     Peştemal: Kadınların bayramlarda kıyafetlerinin üstüne giydikleri dış giysi.
6.     Pıskır: cimri, eli sıkı.
7.     Pontur: Pantolon
8.     Porasa: Pırasa
9.     Potur: Yünden pantalon

R

1.     Rahle: Ahşaptan, dört ayaklı, kare şeklinde, sehpa yüksekliğinde küçük masa,
2.     Razdakı: Beyaz, iri, kalın kabuklu tatlı bir üzüm cinsi, Razakı üzümünün Akköy'ce söylenişi.
3.     Reşber: Çiftçi

S

  1.     Sacıcak: ateşin üzerine konan üç ayaklı tencere altı. Sac ayağı
  2.    Saçlık: Kadınların uzun saçlarını arkaya doğru iki ya da ince ince daha fazla sayıda ördükten sonra örgülerin uçlarına taktıkları boncuklar.
  3.  Safran: Soğanlı bir kültür bitkisi ve bu bitkinin kurutulmasıyla elde edilen toz.
  4.     Sağan:Süt
  5.     Samıt: Konuşmayan, suskun
  6.     Sancak: salıncak
  7.     Sarka: Gelinlerin kadife kumaştan üstü simli işlemeli şalvarın üzerine giydiği, tek düğmeli, önü açık, bele kadar gelen simli işlemeli kadifeden ceket.
  8.      Satlıcan: karnın aniden sancılanması
  9.      Saya: Koyun ve keçilerin dinlenirken sağıldığı yer.
  10.      Seç: Harmanda samandan ayrılan buğday.
  11. Setliç: Mide bulantısını geçirmek için limon, nane ve karbonatla hazırlanan bir içecek. 
  12.   Seyirtmek: Koşmak
  13.   Sığıl Sığıl: Ağır ağır, yavaş yavaş.
  14.  Sındı: Elbise Makası.
  15.   Sınık: Çekirdeklerin, tohumlarının içinin olmayışı.
  16.   Sıyırma: Haşlanmış taze börülce.
  17.   Sini: Büyük tepsi, yufka açmak için yapılmış yuvarlak ayaklı aynı zamanda sofra olarak da kullanılan alet.
  18.   Sinek: Çam kütüğünden yapılan tahta su kabı.
  19.   Soğuk geçiği: Soğuk algınlığı,
  20.  Sokucu: Bir aile çamaşır yıkarken bir iki tane yıkanacak eşyasını onların kazanına sokan kişiye denir.
  21.   Sola: Su kenarında büyük bahçelere denir.
  22.   Söbü: Oval; yumurta şeklinde; beyzi
  23.   Söve: Demirden bir ucu kapıya saplı, daire şeklindeki başına erezginin geçirildiği kapı kilitlemeye yarayan bir alet.
  24.   Sümdük: Her şeyi yemek isteyen. Daha çok arsız anlamında çocuklara denir.
  25.   Sürgüç: Eski bezlerden yapılan bulaşık bezi.
  26.  Sürgün: İshal olmak

Ş

  1.     Şan şan : Büyük zil. Mehter zili; Bando zili. Bakır-kalay karışımı madenden yapılmıs ve tanınan bir ses çıkaran sazdır. Tam birer daire şeklindedir. ortaya yakın yeri daha kabarıktır. İç tarafı yayvandır, kalınlığı birkaç milimetredir. Zilin ortası deliktir. Bu delikten zilleri elle tutmaya yarayacak bağlar geçirilir, zilin iç tarafinda düğümlenir. Eskiden Akköyde düğünlerinde davul, def, dümbelek gibi çalgıların çalınmasını istemeyen aileler şanşan çaldırırlardı. Bu şanşanlar  Akköy'deki Merkez Cami'nin girişinde merdiven altında dururdu.
  2.    Şaplama: Tokat
  3.    Şorda: Şurada

T

  1. Takı: Düğünde geline takılan hediyeler, v.s.
  2. Tarak: Dokunan ipi sıkıştırmak için kullanılan araç. 
  3. Tatlı Börek: İnce yufka açılıp içine ceviz konularak yapılan, üzerine şerbet dökülen bir tatlı.
  4. Tefe: Dokumacılıkta tarağı tutan alet.
  5. Tepelik: Genç kızların, gelinlerin, pullu yazmanın altında, başlarına taktığı üstünde akik ya da parlak taş olan, yanlarında gümüş paralar olan gümüş başlık
  6. Tırkaz: İlkel kapı kilidi
  7. Tikilmek: Ayakta durmak
  8. Tille: Yük taşıyan hayvanların semerine bağlı, yüke sarılan urgan.
  9. Tiltombak: Şeftali
  10. Tokaç: Çamaşır dövmeye yarayan ahşap alet
  11. Tombak: Yuvarlak, toplu
  12. Topalak: Kırlarda yetişen bir tür orkide çiçeğinin yenilebilen taze kökleri. Bazı bölgelerde bu yumru köklerden salep yapılır.
  13. Tosba: Kaplumbağa
  14. Tulluk: Dağlarda yağmurdan, doludan korunmak için bağların başına çalı çırpıdan yapılan küçük barınak.
  15. Tulu: Dolu
  16. Tura : Kıvrılarak sıkıştırılmış iplik çilesi.
  17. Tutaç: Sıcak tencereleri tutmak için, kalınca bezden kare şeklinde iki parça yapılan ve uçların ince, uzun şeritle birleştirilen bir gereç.
  18. Tülü: Saçların kabarması,
  19. Tülü baş: Örtmesiz açık baş.

U

  1. Uçkur: Donun belde durmasını sağlayan ipten yapılan bağ.
  2. Ulu Kişi: Büyük yaşlı insanlara denir.
  3. Uvmak: Çamaşır yıkarken giysileri ya da bir şeyi uğuşturmak.

Ü

  1. Üç etek: Orta yaşlı hanımların giydiği, ipekten dokunmuş ince taraklı ve renkli boyuna çizgili kumaşlardan astarlı dikilen, üstten bele kadar düğmeli, yanları yırtmaçlı, arkası düz giysi.
  2. Ünnemek: Seslenmek, çağırmak
  3. Üslük: Örtmeden biraz daha küçük olan ince beyaz pamuklu ipten dokunan başa örtülen örtü.

V

 

Y

  1. Yağlık: El yüz silmek için havlu yerine kullanılan bez.
  2. Yalabık: Düzgün, kaygan yüzeyli.
  3. Yapağı: Baharda kesilen koyun tüyü
  4. Yapık: Dolaşmış saç. Taranmamış saçın topaklanması.
  5. Yaslahaç : Hamur, yufka açılan tahta
  6. Yavan: 1-Tatsız, tuzsuz, yağsız yiyecek; 2-açıkgöz olmayan safça kimse
  7. Yavız: İyi, güzel, kuvvetli
  8. Yayık: Yağ çıkarmaya yarayan tahta kap.
  9. Yayılmak: Hayvan otlaması
  10. Yaymak: Yere sermek.
  11. Yazmak: Hamur açmak
  12. Yedmek: Yük hayvanlarının önünden yularının çekerek götürmek.
  13. Yeğni: Hafif, hem insan için hem de malzeme için kullanılır, hareketli kişilere denir.
  14. Yeldirmek: Bir başkası hakkında dedikodu yapmak
  15. Yel girmesi: Kolun, bacakların, omuzların ağrıması
  16. Yivcik: Kumaş parçası
  17. Yavuz: Güzel, canlı, diri, iyi
  18. Yuka-Yufka: Dış etkilerden koruyamayacak kadar ince, narin, kırılgan
  19. Yular: Eşeği çekmek için başına bağlanan ip
  20.  Yumak: Yıkamak, temizlemek
  21. Yunmak:Yıkanmak
  22. Yüklük: Yer yataklarının, yorganların, katlanıp,yığıldığı, kaldırıldığı yer
  23. Yüznumara: Tuvalet

 Z

  1. Zembil: kamıştan örülmüş sepet
  2. Zebella: Çok iri, sevimsiz kimse
  3. Zıngıldamak: Yerinden oynamak, Kımıldamak


Kaynaklar: 
1-İbrahim Taşkıran (1930, Akköy-2014, Eskişehir)
2-Ayşe Taşkıran (1937, Akköy)
3-Durdu İbiş (1937, Akköy-2020, Eskişehir) 
4-Behice Ergün (1939, Akköy)

Derleyen: Işık Taşkıran (1966, Eskişehir)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

AKKÖY'ÜN TARİHİ

                                                         Fotoğraf: Erenler altındaki tarlalar Akköy’ün eski sakinleri köyün kuruluşuna ve ta...