Dostluk ilişkilerinin güçlendiği, hoşgörünün, yardımlaşmanın arttığı günler olan dini bayramlar pek çok güzel geleneği de içerir: Yoksullara fitre ve zekât; çocuklara para ve armağanlar vermek; akrabaların, yakınların, komşuların evlerine ziyarete gitmek; en yeni en güzel giysileri giymek;topluca bayram namazı kılmak bayram günlerinin olmazsa olmaz adetlerindendir. İslam toplumlarında Ramazan ve Kurban bayramları, gelenekleri, şenlikleri ve ibadetleriyle yılın en önemli dini günleridir.
Bundan 60 yıl kadar önce Akköy’de Bayramlar, bambaşka bir hava ve neşe içinde kutlanırdı. Ramazan ayında küçük çocuklar ve bir rahatsızlığı olanlar dışında hemen herkes oruç tutardı. Oruç tutmayanlar, tutanlara saygılarından, ulu orta yemek yemez, oruç olmadıklarını belli etmezlerdi. Bayram hazırlıklarına 15 gün önceden başlanılırdı. Eğer Bayram bahar ya da yaz mevsimine denk geldiyse, evler güzelce badana edilir, tahtalar ovulur, kapılar pencereler silinir, dip, köşe, bucak süpürülür, temizlenirdi. Köyün belirli yerlerindeki mahalle çeşmelerinin yanında çamaşır yıkanan yerler vardı. Buralarda suların ısıtılması için ocak yerleri yapılır, ocaklarda odun, çalı, çırpı yakılır, üzerine üç ayaklı saç ve kazanlar konularak, su ısıtılır, akşamdan ıslatılan perdeler, çarşaflar, giysiler, kazanlarda kaynatıldıktan sonra, çeşmenin yanında duran yassı taşlar üzerinde güzelce yıkanırdı. Bayram için gençlere, çocuklara mutlaka yeni giysiler, pabuçlar alınırdı. Bayramlıklar, bayram sabahı giyilmek üzere özenle saklanırdı. Bayrama bihafta kala kadınlar, mahalle fırınlarında sıraya girer, arife akşamına kadar ekmek, ekmeğin yanı sıra, mayalı hamurdan, yuvarlak, üzerine fincanlarla dairesel şekiller yaptıktan sonra yağlı yumurta sürüp, kendi yetiştirdikleri susamlar serptikleri nefis bayram çörekleri pişirirlerdi.
Bayramdan iki üç gün önce hamamcıya hediyeler götürülür, köyün içindeki hamam yaktırılır, hamam ısındıktan sonra, sırayla hamama gidilirdi. Arife günü, kadınlar evde yaprak sarar, pilavlar, yemekler hazırlarlardı. Arife akşamı genç kızlar, gelinler, erkenden, kimisi avuçlarının ortalarına, parmaklarının uçlarına kimisi de çizgili geometrik şekillerde çıkması için parmaklarına ipler bağlayarak ellerine kına yaktırır, kınalarını bezlerle sararak üzerine çorap geçirir, sonra sabaha kadar sarılı tutarlardı. Bayram sabahı erkenden kalkılır, kınalar yıkanır, biraz buruşmuş olan ellere birkaç damla yağ sürülürdü. Sabah, erkekler bayram namazına gidince, kadınlar, çocuklar, köydeki bakkaldan alışveriş yapar, şeker, lokum, sakız, saç tokası gibi ufak tefek şeyler alınırdı. Erkekler camiden dönünce, oğullar, torunlar, gelinler, güveyler, aile büyüklerinin evinde bir araya gelir, hep birlikte bayramlaşılırdı.
Evde bayramlaşma bittikten sonra, çocuklar kendi akranlarıyla buluşup önce akrabalarına, komşularına, sonra da köydeki hemen her eve bayram kutlamasına giderlerdi. Gittikleri evlerde, akide şekeri, lokum, fıstık, bazen de yaprak sarması ikram edilirdi. Çocuklar için şeker toplamak önemliydi, bu nedenle, yemiş ya da yaprak sarmalarına pek rağbet etmezlerdi. Bayramın 2’nci günü, genç kızlar, gelinler, delikanlılar yaşlarına, arkadaşlarına göre bölüklere ayrılır, sırayla birbirlerinin akrabalarına el öpmeye giderlerdi. Üç gün gençler gezer, Bayramın dördüncü ve beşinci günü ise büyükler bayramlaşmaya çıkarlardı. Bayramlaşmaya giderken herkes en yeni, en güzel giysilerini giyerdi. Genç kızlar bayramlık yeni elbiselerinin üzerine, sarı, kırmızı, yeşil,pempe, mor, çizgili, ipek kumaştan peştamal tutunur, başlarına renkli tokalar takar, pullu, oyalı yazma bağlar, üzerine de ağır örtme örtünürlerdi. Hacı örtmesi de denilen ağır örtmeler, İran ya da Şam yöresinden gelmiş, ipekten, sarı renkte, kendinden desenli, uzun, geniş örtülerdi. Ayaklarına renkli yünden örülmüş güllü çoraplarını ve bayramlık topuklu iskarpinlerini giyerlerdi. Genç kızlar peştamal tutunmayan kızları büyümemiş diyerek aralarına almaz, kendi yaşıtlarının yanına yollarlardı. Genç erkekler de yeni gömlek, ceket ve ayakkabılarını giyer, başlarına kasket takarlardı. Arkadaşları ve akranlarıyla bayram ziyaretine çıkan genç kızları, gittikleri evin kapısında, evin hanımı güler yüzle karşılar, içeri buyur eder, elini öptürdükten sonra onlara bir oda gösterirdi. Odada genç kızlar, ağır örtmelerini, peştemallarını çıkarır, ev sahibesinden zilli davul, davul yoksa yerine tencere, tepsi ister, bunları çalıp, çiftetelli, zeybek oyunları oynarlardı. Kızların içinde zilli davul çalmayı bir, iki kişi becerebildiğinden, davul çalanlara oynama sırası pek gelmezdi. Onlar bu duruma biraz bozulur, biraz surat asarlardı. Oyun devam ederken evin hanımı, hazırladığı yaprak sarması, kebap, yoğurt, bulgur pilavı, tatlı börek ve bayram çöreklerini sahanların içine koyar, tepsi içinde onlara ikram ederdi. Gittikleri her evde bir şeyler yedikleri için tok olan kızlar sarmaları kapışır, sonra yeniden neşe içinde oynamaya devam ederlerdi. Bir süre sonra ev sahibi hanım “ pek yoruluverdiniz, hadi bi şarkı söyleyin de dinleyiverelim” derdi. O zaman kızlar açık olan pencerelerin önüne oturup, hep bir ağızdan, bağıra bağıra, ahenkli bir şekilde, “Atma annem atma,beni dağlar ardına Kimseler yanmasın, annem yansın derdime” Türküsünü söylerlerdi. Peş peşe söylenen türkülerle herkes tam havaya girmişken birisi bir muziplik yapar, herkesi güldürür, şarkılar yarıda kesilirdi. Bayram günlerinde, evlerin açık olan pencerelerinden sokaklara, insanın tüm derdini, tasasını alıp götüren güzel nameler, şen kahkahalar yayılırdı. İki gün boyunca bayramlaşmalar bu şekilde devam eder, arkadaş kümesinde bulunan herkesin akrabası ziyaret edilirdi. O dönemde köyde sadece bir tane gramofon vardı, o da muhtarın evindeydi. Geceleri, genç kızlar, hanımlar, muhtarın evinde toplanır, gramofon çalarak uzun havalar dinler, şıkıdım havasıyla oynar, eğlenirlerdi. Erkekler ise köy odalarında toplanırlardı. Delikanlılar, büyüklerine olan saygılarından babalarının bulunduğu odaya ya da kahvehaneye gitmezlerdi. Gençlerin odası farklıydı, büyüklerin odası farklıydı. Delikanlılar köy odasında saz çalar, harmandalı, zeybek oyunları oynar, masallar anlatır, güreşler tutar, mani söyler, eğlenirlerdi. Bayramın dördüncü günü yine bayramlaşmalar devam ederdi. İkindiden sonra herkes evine dağılır, işler yapılır, evler temizlenir, sular doldurulur, hayvanlar suvarılır, sonra tekrar bahçelerde, avlularda buluşulurdu. Genç kızlar, gelinler birlikte, değneklerle bir tür çelik çomak oyunu olan met oynarlardı. Köyün meydanındaki büyük dut ağaçlarına, yukarı mahallede, kızıl harman denilen alandaki çam ağaçlarına salıncaklar kurulur, şarkılarla, türküler eşliğinde salıncaklarda sallanılırdı. Beşinci günü, aynı arkadaş kümeleri yine evlerde bir araya gelir, genç kızlar ellerine işlerini alır, gaz lambasının ışığında, bir taraftan dantel, oya, nakış işleri, örgü yarışmaları yaparken bir taraftan da şarkılar söyleyip neşeyle vakit geçirirlerdi. Kurban Bayramları da benzer şekilde kutlanırdı. Köyde hemen her ailenin, durumuna göre en az iki üç tane koyun, keçi gibi küçükbaş hayvanı olurdu. Bunlardan birisi kurbanlık olarak önceden ayrılır, davarı olmayanlar ise bayramdan aylar önce sürü sahiplerinden satın alarak bayrama kadar besleyip büyütürlerdi. Ayrıca seneden seneye besi denilen büyükbaş hayvan beslenirdi. Arife günü kurbanlıklar kınalanır, suları, yemleri verilirdi. Bayram sabahı erkekler erkenden camiye gider, onlar camideyken kadınlar kurbanlıkları hazırlarlardı. Camiden dönen erkekler, hazırlanmış, gözleri bağlanmış kurbanları dini kurallara uygun bir şekilde kendileri keserlerdi. Erkekler kurban kesimiyle uğraşırken kadınlar, kurbanın ciğerinden, yumuşak yerlerinden parçalar alıp, acele bunları pişirir, kahvaltıya hazır ederlerdi.
Neşe içinde kutlanan bayramlar yalnızca sevinç, oyun ve eğlence günleri olmakla kalmaz, toplumsal birlik ve dayanışma duygusunu da pekiştirirdi. Kurbanın sağ tarafından 7 parça ayrılır, evin gençleri tarafından kurban kesemeyenlere dağıtılırdı. Kurban kesimi tamamlanıp, etler parçalandıktan sonra, evin hanımı bir miktar kemikli eti büyük tencerelere yerleştirir, tuzunu, suyunu ekleyip kapaklarını örttükten sonra, kapak kenarlarını hamurla kapatıp, hazırladığı et tencerelerini mahalle fırınına götürürdü. Komşuların getirdiği diğer tencerelerle birlikte fırında, akşama kadar kendi buharıyla pişen etler, afiyetle yenen kebaplara dönüşürdü. Kurban bayramının birinci günü kurban kesimi ve yemeklerin hazırlanmasıyla geçer, akrabalar, yakınlar, komşularla bayramlaşmaya geri kalan günlerde gidilirdi.
Kaynak: Ayşe Taşkıran (1935)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder